Film Hakkında

Bütçesinin neredeyse yirmi katı kadar gişe hasılatı yapan kaç tane film hatırlıyorsunuz? Hem de birkaç nesil sonrasında bile hatırlanan, karşınıza çıktığında kendinizi kaptırıp, baştan sona bir kez daha izlediğiniz kaç film var? Şahsi bir yanıt olmamakla beraber, büyük bir çoğunluk için cevap The Karate Kid (1984)’ dür. Amerika’ da yaşayan Daniel adlı genç bir adamın annesinin terfisi sebebiyle şehir değiştimesi ile başlayan hikaye, gencin saldırıya uğraması, onu kurtaran yaşlı bir bahçevan ve eski bir dövüş ustası olduğu sonradan öğrenilen yaşlı adamdan ders alarak kaderini değiştirmeye uğraşması ile devam ediyordu. Daniel (Ralph Moccio) ve yaşlı Usta Miyagi (Pat Morita) arasındaki kimya o kadar kuvvetliydi ki, sıcak olduğu kadar samimi ve eğlenceli de olan hikaye seyirci tarafından da ödüllendirildi, gişe hasılatı muhteşem rekorlara imza attı.

Geçtiğimiz yüz yılın en meşhur ve bir o kadar da kaliteli filmlerinden biri olan Rocky (1976)’ yi yöneten isim John G. Avildsen aynı zamanda bir başka klasiği, The Karete Kid’ i de yönetmiş bir sinemacı. Vasatın biraz üzerindeki Rocky 5 (1990)’ ı saymazsak kariyerine iki büyük efsaneyi katmış olan Avildsen, daha sonra ilki kadar başarılı olamayan The Karate Kid II ve III’ ün de başına oturmuştu.

Pat Morita’ nın dünya çapında tanınır olmasını rağlayan Usta Miyagi rolü, dönemin genç kuşağını da daha ileri yaştaki sinema severleri de kendine hayran bırakmıştı. Hem çok sert, hem çok disiplinli olan Usta Miyagi, aynı zamanda çok babacan ve sevgi dolu, yaşlı bir adamdı. Hal böyle olunca da, hem karakterin hem de Pat Morita’ nın inanılmayacak kadar çok hayrana sahip olması da kaçınılmazdı. 2005 senesinde hayata gözlerini yuman Morita, bir neslin kolay kolay unutamayacağı bir isim oldu böylece.

Yedi yaşında 'görünen' bir adam ile on dört yaşında 'görünen' bir kadının aşkı.

Yaklaşık on yılı geçen bir dönemde Hollywood’ un yeni markalar, kısacası fikirler üretme konusunda ciddi bir sıkıntıya düşmesiyle beraber, efsane olmuş pek çok kült ve klasik yapım, daha büyük bütçeler ile tekrar kameraya alınır oldu. Ölmüş küçük kız çocuklarını başımıza musallat eden Ringu serisinin Amerikan versiyonları, tarihe adını kazımış olan Nightmare on Elm Street ve Friday the 13th gibi korku filmlerinin başarısız yeniden çevrimleri, Thundercats gibi efsanevi çizgi film ve animelerin değiştirilerek yine ve yeniden önümüze sunulması, hepsi de sadece küçük birer örnek. Bu yeniden çevrim furyasının bitmek bilmeyen mağdurlarından bir tanesi de 2010 tarihli The Karate Kid.

84’ lü abisine göre biraz daha şımarık olan yeni karate – kerata oldukça farklı duyguları bir arada yaşatabilen bir film olmuş. Orijinalinde olduğu gibi bol bol gülebiliyorsunuz her şeyden önce. Ancak yeni Daniel’ ımız biraz fazla şeker ve pek ukala olunca işin tadı tuzu da kaçıveriyor. O samimi ve sıcacık hikaye komediye mi, drama mı yoksa aksiyona mı kaysın bilemiyor. Yine koca bir neslin hayranı olduğu, kendine has espirileri ile doldurulmuş filmleri sayesinde dünya çapında meşhur bir diğer isim olan Jackie Chan bile tek başına yetememiş bu dengesizliği düzeltmeye. Oyuncu seçimleri başarılı ve yerinde olsa da, aradan geçen otuza yakın yıl Amerika üretimi sinema filmlerinde hızla artan yapaylığı sağolsun, yeni nesil The Karate Kid’ de bu geriye gidişten payını almış. Daha yüksek bütçe, daha afilli dövüş sekansları, daha fazla adrenalin, adı duyulmuş oyuncular, hiçbiri de yeterli gelmiyor bazı örneklerin yerini doldurmaya.

Ceket tak, ceket çıkar, ceket at, ceket al, ceket tak…filmin yarım saatini kapsayan muazzam bir Kung- Fu dersi!

Yeniden uyarlanan The Karate Kid’ in konusu ise atasına yakın olsa da, bazı güncelleştirmeler beraberinde bolca mantık hatasını da beraberinde getirmiş.

Detroit, Amerika’ da sıradan bir banliyöde yaşayan küçük Dre Parker (Jaden Smith) adlı şirin mi şirin erkek çocuğu, babasının da ölümünden sonra iyice ağırlaşan yaşam koşulları yüzünden çok daha fazla çalışmak zorunda kalan annesi Sherry (Taraji P. Henson)ile yaşamaktadır. Sherry’ nin daha iyi bir fırsat oalrak da gördüğü ataması, oğlu içinse çok daha farklı anlamlar taşıyacaktır. Çünkü evinden uzağa, oldukça uzağa, Çin’ e gideceklerdir. Bundan sonraki hayatlarını geçirecekleri Çin’ de onu nelerin beklediğine dair büyük endişeleri vardır Dre’ nin.  En yakın arkadaşları ile vedalaşır, annesi ile birlikte arabaya binerek doğduğundan beri yurdu bildiği Detroit şehrine veda eder. Amerika’ dan Pekin, Çin’ e gidecek olan uçağa binerler ve Dre için korku dolu yolculuk başlar. Ona göre Çin’ de herkes çok yaşlıdır ve Pekin de dahil olmak üzere tüm şehirleri çok ama çok eskidir. Uzunca bir uçak yolculuğundan sonra Pekin şehrine varırlar. Beklediği kadar kötü gözükmese de bu yeni ülke ve yaşayacağı şehir, bildiği tüm hayatı arkasında bırakmıştır Dre. Yaşayacakları apartmana ulaşırlar, yerleşirler ve hatta (hikayedeki tek gerçek görevi  film kahramanını bir kız ile buluşturmak için ortaya çıkan) bir çocuk, Dre ile arkadaş olmaya çalışır, zira kendisi de İngilizce konuşmaktadır. Parka giden küçük dostumuz burada basketbol oynarken kendisini izleyen Çinli bir kızı fark eder. Bir şekilde konuşmaya başlayan ikili halinden memnundur. Ancak Meiying (Wenwen Han)’ ın yakını sayılan bir erkek çocuk (bize neden üstüne vazife olduğu açıklanmayan bir sebeple) kıza kötü davranır. Araya giren Dre, kötü kahramanımızdan sıkı bir dayak yer. Gittiği okulda da bu düşmanı ve çetesi ile karşılaşınca iyice karanlığa gömülen Dre, Meiying’ in arkadaşlığı ile bir parça huzur bulur. Kendini tutamayıp da çeteye karşı bir muziplikte bulunduğu bir günde çok hızlı koşsa da yakalanan Dre, bir kez daha Kung-Fu’ nun ne kadar acı verici olabildiğini öğrenir. Ancak işler daha da kötüye gitmeden araya apartmanın tamir görevlisi Bay Han (Jackie Chan) girer. Hiç de kendisinden beklenmeyecek kadar iyi dövüşen Bay Han, dostumuzu kurtarır. Bu çocukların Kung-Fu hocası ile görüşmek için Dre tarafından ikna edilen tamircimiz, dövüş okulunun yolunu tutar. Usta Li (Rongguang Yu)’ nin öğrencileri olduğu ortaya çıkan kötü çocukları uyarma şansı olmayan Mr. Han, Usta Li’ nin de diretmesi ile bir şart sayesinde Dre’ nin güvenliğini sağlar. Dre bir süre sonra gerçekleşecek olan Kung-Fu turnuvalarında yarışacaktır ve bunun karşılığında da düşmanları tarafından rahatsız edilmekten kurtulacaktır. Dövüş sanatı konusunda hiç bir bilgisi olmayan Dre’ ye hocalık yapmaksa Mr. Han’ a düşecektir.

Zevzek ve ukala çırak, ciddi ve depresif Ustası ile ders yolunda

Uyarlandığı hikayeye yakın bir çizgide ilerliyor yeni nesil Karate Kid. Buna rağmen kenar mahallelerde yaşayan ve pek de eğitimli olmayan bir kadının, terfi ile başka bir ülkeye gönderilmesi ve benzeri mantık hataları, dakikalar ilerledikçe göze daha çok batar oluyor. Tek kelime Çince bilmeyen Dre’ ninse eğitim almaya başlamasıyla Pekin’ de rahat rahat gezmesi, hiçbir iletişim sorunu çekmemesi gibi üzerinde durulmamış konular da gerçekçiliği baltalayan unsurlardan biri. Gerçekten de hoş anlar sayesinde güldürmeyi başaran senaryo, iş dramaya döndüğündeyse resmen çuvallayıveriyor. Jackie Chan’ in en iyi oyunculuk çalışmalarından birini sergilemesine rağmen zayıf ve samimiyetsiz hikaye, karakteri Mr. Han’ ın acıklı geçmişi ortaya çıktığında bile görevini gerektiği gibi yerine getiremiyor ve hissetmenizi beklediği duyguları izleyicisinde uyandıramıyor.

Tek işlevi amaçsız kötülük olan Usta Li ve onun yüzünden serseri gibi hareket ettiği ima edilen öğrencileri de tek boyutlu birer karakter olmanın ötesine gidemiyorlar. Gerçek Kung-Fu ile hiç alakası olmayan dövüşler ve daha da önemlisi eğitim süreci, dövüş sporlarına azıcık bile ilgili olanlar için saç baş yoldurtacak kadar gerçek dışı. Hele ki “ceketi çıkar, yere at, al, as” olarak özetleyebileceğimiz eğitimin ilk aşaması tek kelimeyle absürd olmuş. Chan’ in Mr. Han’ ı ne derece sempatik bir mentor görevi üstlense de, Pat Morita’ nın Usta Miyagi’ si ile boy ölçüşemeyecek kadar detaydan yoksun. Bunun üzerine Dre’ yi canlandıran, ünlü aktör Will Smith’ in oğlu olan Jaden Smith’ in ifadesiz yüzü ve şirin olmalıyım düsturu ile ard arda tekrar eden “tripleri” yer yer can sıkıcı olabiliyor. Daha öncesinde The Pink Panther 2 (2009)’ yi yönetmiş olan Harald Zwart takip edilmesi kolay ve neşeli bir çalışma ortaya çıkartmış ancak senaryonun sakilliğinden kendisi de payını almış.

"Çinlileri pek Stereotype olarak kullanamadık, şapsal ve cahil, komik Afro Amerikan Anne'yi deneyelim."

Gerçek The Karate Kid ile boy ölçüşemeyecek olsa da, yok artık dedirten abartılar ve hep iyilerin işine yarayacak şekilde gelişen olayları görmezden gelirseniz, yeni karate – kerata eğlencelik bir seyir olarak hiç de fena sayılmayacak bir yapım. İyi seyirler!



Yazar Hakkında

Misafir
Misafir
Sinema Kulübü'nde yazıları yayımlanan misafir yazarlar için ortak hesap.