Film Hakkında

60’lı yıllar, Türkiye’de sinema için güzel adımların atıldığı bir dönem. Sinemanın edebiyatla beslendiği, edebiyatın da sinema ile desteklendiği yıllar. Sadece 60’lı yıllarla sınırlandırmıyorum elbette, yanlış anlaşılmasın, fakat bu dönem Türkiye’de çok ciddi ürünler verilmiş.

“Susuz Yaz”, Necati Cumalı’nın 1962 yılında yazdığı, avukatlık yaptığı yıllarda yaşadığı, İzmir- Urla’da gözlemlediklerini kurguladığı muazzam bir öykü kitabı. Edebiyatımız için çok önemli olduğunu düşündüğüm bir eser. Necati Cumalı’nın bu eseri, 11 kısa öyküden oluşmakta. Kitaba ismini veren ‘Susuz Yaz’ da bu hikâyelerden bir tanesi. Kitapta öykülerin genelinde; su, toprak, kıskançlık, öç duygusu, zorbalık ve kasabalı insanların tutumu gerçekçi bir biçimde işlenmekte. Sinemaya uyarlanan tek öykü de ‘Susuz Yaz’ olmamış, kitapta bulunan ‘Öç’ isimli öykü de yine sinemaya aktarılmıştır. Bu kitap, bugün dahi Anadolu’nun herhangi bir yerinde ve hatta daha da dışına çıkarsak uluslar arası mekânda da rastlayabileceğimiz, insanları eleştirel bir anlatımla, tanıtan önemli bir eser.

Öykü; 1964 yılında ilk kez Metin Erksan tarafından senaryolaştırılarak, sinemaya aktarılmıştır. Yönetmenliği David E. Durstan ile birlikte Metin Erksan üstlenmekte. Film, Türk Sinema Tarihi açısından birçok yönden çok önemli bir yere sahip. Başrollerde; Hülya Koçyiğit (Bahar), Erol Taş (Osman), filmin yapımcılığını da üstlenmiş Ulvi Doğan (Hasan), Hakkı Haktan (Veli Sarı) gibi isimleri görüyoruz. Bu filmden sonra isimleri sık sık anılacak isimlerdir bunlar. Seslendirmelerin de önemli olduğunu düşündüğümden belirtmek isterim. Hülya Koçyiğit, Alev Karal tarafından; Erol Taş, Sami Ayanoğlu ve Ulvi Doğan da Sadettin Erbil tarafından seslendirilmiştir. Coğrafyayı ve köyü hissettiren en önemli detay, müzikler; Ahmet Yamacı ve Maros Hacidakis tarafından çalışılmış. Filmin kurgusu Stuart Gellman’a ait.

Köylülerin figüran olarak kullanıldığı film, İzmir, Bademler Köyü’nde çekilmiş. Fakat Türkiye’de başka birçok konuda olduğu gibi, politik meseleler bu filmi de vurmuş ve dönemin siyasileri izin vermediğinden gösterimi ülkemizde yapılamamıştır. Bu konuda yapımcı Ulvi Doğan’ın emeği ve başarısı çok büyük. Film, Türkiye’de gösterilmeyince, filmi yurtdışına kaçırmış ve bazı festivallerde yönetmenin ismini değiştirerek, filmin gösterilmesini ve uluslar arası alanda ödül alan ilk film olmasını sağlamıştır. Film bu yönüyle, Türk Sinema Tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahip. Altı çizilmesi gereken bir çaba… Filmin başka ilklerle anılması, Hülya Koçyiğit’in ilk filmi, Erol Taş’ın ise, ilk başrol deneyimi olması gibi hususlardır. Elbette ikisi de bu filmle ödüller almış ve başarılar elde etmişlerdir. Erol Taş, ‘Susuz Yaz’ ile ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’, Hülya Koçyiğit ise; ‘En İyi Kadın Oyuncu’ unvanını almıştır. Ayrıca aynı yıl Hülya Koçyiğit, kadınlar birliği tarafından da ‘Yılın Kadın Sanatçısı’ olarak seçilmiştir. Tabii filmin aldığı ödülleri de söylemek zaruri. Film, 1964 yılında, Berlin Film Festivali, Altın Ayı ödülüne layık görülmüş, ardından da aynı yıl içerisinde Acapulca Film Festivali’nde Altın Maya ödülünün sahibi olmuştur. Metin Erksan da ‘Susuz Yaz’ filmi ile Venedik Film Festivali’nde (Merito Biennale), Özel Ödül’e layık görülmüştür. Alınan bu başarıların ardından tahmin etmesi güç olmayan bir hadise gerçekleşmiş, Türk hükümeti Ulvi Doğan’dan tutumları yüzünden özür dilemiştir. Bu çalışma ile ilgili önemli bir diğer detay ise, Avrupa’da gösteriminin yaygınlaşmasının yanı sıra bir de Hülya Koçyiğit’e çok benzeyen bir figüranı kullanarak filme ek sahneler getirilip, daha açık saçık bir şekilde gösterilmiş olduğu yönündeki açıklamalar. Tabii, yurtdışı gösterimlerinde filmin ismi de farklılık göstermekte.

1964’te filmleştirilmesinin ardından, 1968 yılında, eser bu kez de oyunlaştırılarak İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenmiştir. Filmin restore edilmiş hali ki, oldukça başarılı bir çalışma olmuş, 2008’de 61. Cannes Film Festivali’nde, Klasik Filmler başlığı altında gösterilmiştir.

“Susuz Yaz” hikâyesinin sinemaya tek uyarlanışı, yalnızca Metin Erksan’ın 1964’te yaptığı bu çalışma değildir. Film, bir kez de Yılmaz Duru tarafından, 1974 yılında (73’ de olabilir), bambaşka bir kadro ile çekilmiştir. Bu film, hikâyeye biraz daha sadık kalan bir uyarlama olmuş. İki filmi de izleyip aradaki farklılıkları kıyaslamak yerinde olur. İkisinin de tadı ayrı, birbirinden güzel çalışmalar. Hazır ikinci filmin yapılmış olmasından da bahsetmişken, iki film arasındaki farklılıklara değinip sonra da film üzerine konuşalım. İlk film, 1964 yapımı olan, hikâyedeki gibi oturtmamıştır karakterleri. Kitapta Hasan olarak geçen filmde Osman olmuştur. İkinci yapım, Yılmaz Duru çalışması, hikâyedeki gibi yerleştirmiştir karakterleri. Necati Cumalı’nın hikâyesinde, Bahar karakterinin hamileliği ve çocuğunun, hatta ikinci bir çocuk geçer, olduğu anlatılır; fakat ilk filmde bu yoktur. Ve tabii hikâyede olmayan, sonradan yönetmenin senaryoya eklediği detaylar, replikler de ilk film için söz konusudur. İkinci film ağalık kavramı üzerinde daha çok durur. İlk filmde, daha bir kasaba gibi sezdiğimiz köy, Yılmaz Duru’nun çalışmasında, ağır bir şekilde hissetmemizi istercesine, baskın bir köy teması işlenmiş. İki filmin karşılaştırmasını çok fazla uzatmadan, 1964 yapımı “Susuz Yaz”ı biraz irdelemek istiyorum.

Film, Ahmet Yamacı’nın bağlamasından, ‘Ankara’da Yedim Taze Meyveyi’ adlı bir türkü ile başlar.  1940’lar da, eskiden Rumlara ait olan topraklara yerleşen, Kurtuluş Savaşı sonrası toprak elde eden köylünün hikâyesini ve çatışmalarını anlatmakta.

Osman ve Hasan kardeştir. Daha ilk sahnede işlenecek olan konu, Osman Kocabaş’ın hırsıyla önümüze seriliyor. Su ve toprak üzerindeki mülkiyet hırsıdır, ilk işlenecek konu. Komşu tarlaları da ulaşan su, Osman ve Hasan’ın arazisinden çıkmaktadır. Osman suyu paylaşmak istememekte, önce kendi tarlasını sulayıp, artan suyu komşulara vermek niyetindedir. Hasan ise; ağam dediği abisi gibi düşünmemektedir, fakat geleneksel bir duygu ile büyüğü, ağası, olduğundan Osman ne derse o şekilde davranmaktadır. Hasan ve Osman da birbirinden farklı iki duygunun temsilcisi gibi işlenmiştir adeta. Hasan paylaşımcı, Osman ise hırslı, bencil ve saldırgandır. Osman suyu kesmiş, köylü ve komşu tarlalar ile bir dizi münakaşanın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Özellikle de Veli Sarı ile büyük sorunlar yaşanacaktır. Araya muhtar da girmeye kalkışmışsa da Osman Kocabaş, suyun kendinin olduğu konusunda iddialıdır. Türkiye’deki adaletin bir eleştiri olarak; köylünün mahkemeye gidişi ile suyu elde edişi ve sonra Osman’ın hükümete (mahkeme) başvurmasıyla suyun Osman’a geri verilmesi başarılı bir şekilde işlenmiştir. Burada hükümet ve adalet kavramlarının da algılanış biçimini görüyoruz. Bu su meselesi aile içinde de iki kardeşin, birbirini yitirmesine kadar varacaktır.

Hasan, Bahar’ı sevmekte ve gizli gizli iki âşık ormanda, çiçekler arasında görüşmektedirler. Haberleşme biçimleri de güzel bir detaydır. Osman’ın bu aşka olan bakış açısı da, Bahar’ın aralarına katılmasıyla tarlada çalışan insan gücünün artmasına fayda sağlayacağından, oldukça çıkarcıdır. Bunun için, kardeşi Hasan’ı bir an evvel evlenmeleri ve hatta Bahar’ı kaçırması için ikna eder. Bahar ve Hasan evlendiğinde de, gerdek geceleri onları dikizlemeye başladığı ilk gün olacaktır. Aynı damda yaşamaları, Osman’ın ikisini sürekli dikizlemesi ve ölen karısını hayalden, Baharı hayale geçen bir sürece sebep olacaktır belki de.

Suyu esirgeyen Osman, buna gönlü bir türlü razı olmayan, Hasan ve Bahar ve tabii Veli Sarı…

Hasan ve Bahar her fırsatta, Osman’ın kestiği suyu köylüye açmaktadır. Bu ise; Osman’ı daha da kışkırtır. Bir de üzerine Veli’nin, Osman’ın köpeği ‘karabaşı ‘ öldürmesi, (hikâyede Arap olarak geçer) Osman’ı iyice kışkırtır ve en sonunda bu su meselesi yüzünden Osman, Veli Sarı’yı vurur, suyu köylüye vermemek için geceleri nöbet tutan iki kardeşin, ikisi birden tutuklanır. Osman, bu işin içinden de, her konuda olduğu gibi kardeşi Hasan’ı suçu üstlenmesi konusunda ikna ederek sıyrılacaktır. Kardeşini, onun genç olduğunu ne olsa fazla ceza almayacağını, malın mülkün başında büyüğün kalması gerektiği, gibi geleneksel konuşmalarla onu yine ikna eder.  Hasan’ın suçlu olmadığını bilen tüm köy halkı, başta Bahar olmak üzere, gerçeği açığa vuramazlar. 8 yıla (hikâyede 9’dur) mahkûm edilen Hasan’a hapiste iyi bakacağına, dışarıda da Bahar’a iyi bakacağına dair sözler veren Osman, kısa bir süre sonra kardeşini unutacak, mektuplara yanıt vermeyecek ve gazetede gördüğü bir haberden hareketle kardeşi Hasan’ın öldüğü yalanını söyleyecektir. Su üzerinde mülkiyet duygusunu bastıramayan Osman, bu kez de kadın üzerinde mülkiyet hakkı almak için bunca işe kalkışmıştır. Hasan’ın, kardeşinin eşi Bahar’a sahip olacaktır sonunda. Bahçedeki korkuluk duygularını söyleyemeyen, Osman için Bahar; Hasan’ın özleminden ne yapacağını bilemeyen Bahar için de Hasan olmuştur.

Toprağa, suya ve kadına duyulan mülk hakkının çok başarılı işlendiği bu film, Hasan’ın genel afla köye döndüğünde, durumu duyması, abisi Osman’ı öldürmesi, suyu komşuya vermesi ve her türlü mülk hakkını ortadan kaldırmasıyla biter. Film ve hikâye ideolojik algılanabileceği gibi, hikâyenin yaratıcısı, Necati Cumalı’nın gözlemleri olan bu hikâyenin gerçekliği de unutulmamalıdır.

Filmde, türlü hayvan figürleri sanki bir şey anlatmak istercesine karelenmiş. Öldürülen köpek ve tavuğun, sansürlenmeden gösterilmesi ve gerçekten de bu film için öldürülmüş olması kimileriniz için itici gelebilir. Zira benim tüylerimi diken diken etti. Erol Taş’ın muhteşem oyunculuğunu ise vurgulamamak elde değil. İnek memesine ağzını dayadığı sahneden, saldırganlaştığı ve sapıklaştığı her sahneye, o adamı size oldukça başarılı bir şekilde çiziyor. Acaba bu filmden sonra mı kötü adam rolleri için kendisine sıkça başvurulur oldu bilinmez.

Son olarak, mülkiyet duygusunun yanı sıra, suyun toprakla olan ilişkisini de irdelemenize yardımcı olacak bir yapıt. Siyah beyaz çekilmiş film, bugün World Cinema Foundation tarafından koruma altında. Hikâye kitabını ve uyarlanmış olan her iki filmi de, izleme sıranız önemli değil. Bazı uyarlamalarda oluşan hayal kırıklığı bu yapıt için söz konusu bile değil. Kitabını ayrı, filmi ayrı tavsiye ederim. İzleyecek olursanız şimdiden iyi seyirler.

 

 



Yazar Hakkında

Misafir
Misafir
Sinema Kulübü'nde yazıları yayımlanan misafir yazarlar için ortak hesap.