Film Hakkında

Hollywood’un eşcinsel sinemasına bakışı on yılda bir beni memnun edecek sanırım. Bu türün örnekleri arasında ya derinlik ya da bir amaç arayan biri olarak 2000’li yıllarda Brokeback Mountain dışında Hollywood’da kayda değer bir eşcinsel temalı filme rastladığımı söylersem yalan olmaz –belki Transamerica’yı da hesaba katabiliriz. Okyanusun bu yakasına göre olaya daha yüzeysel ve tam anlamıyla kavrayıştan uzak bakan Amerika, aynı gündelik yaşamda karşılarına çıkan mevzulara yaptığı gibi eşcinsel sinemasına da gereken önemi vermiyor diye düşünüyorum. 2007 tarihli Shelter da bunun hiç şüphesiz en destekleyici örneklerinden.

Hem senaryosunu yazıp hem de yönetmen koltuğuna oturduğu filminde fakir fakat umutları olan bir gencin cinsel yöneliminden ziyade bir cinsel tercih yapmasını anlatan Jonah Markowitz, Shelter ile tabiri caizse sınıfta kalıyor. Annesi bir süre önce ölen, babasının ise yalnızca bir takım problemleri olduğunu bildiğimiz Zach (Trevor Wright), sörf yapmaktan hoşlanan ve sanata yatkın bir gençtir. Eniştesinin ölümünden sonra yeğeni Cody (Jackson Wurth) ile de ilgilenmeye başlar. Yıllardır birlikte olduğu kız arkadaşı Tori (Katie Walder) ile arası artık eskisi gibi değildir. Bir gün en yakın arkadaşı Gabe’in Los Angeles’ta yaşayan eşcinsel abisi, kasabalarını ziyarete gelir. Orada bir süre ikamet edecek olan abi Shaun (Brad Rowe), kısa zamanda Zach’i baştan çıkaracaktır. Zach’in baş etmesi gereken homofobik bir abla ve geleceğini belirleyecek bir sanat okulu başvurusu ise işin yalnızca tuzu biberidir.

Hikayesi gereği hiçbir özgünlük içermeyen Shelter, sığ ve anlamdan uzak diyaloglarıyla seyirciyi irrite eden bir yapım. Her ne kadar bazı seyirciler için artık çekinceli bir tema olmaktan çıksa da genel sinema seyircisine eşcinsellik ile alakalı pek bir şey katmayan bu filmde Hollywood başta olmak üzere yer yer dünya sinemasının da vakti zamanında kullandığı klişeler görmeye devam ediyoruz. Yazının başında da belirttiğim gibi Shelter, bir cinsel yönelim üzerine kendini bulmaktan ziyade bir tercih hikayesini anlatıyor gibi geldi bana daha çok. Hatta bu durum beni o kadar rahatsız etti ki filmin sonlarına doğru Zach karakterinin (eski) kız arkadaşına, eşcinsel eğilimleri üzerine “Böyle olmamayı dilememin tek sebebi sensin” dediğinde ip tamamen kopuyor ve filme karşı hissettiğiniz azıcık sempati yerini antipatiye bırakıyor. Zaten kardeşinin eşcinsel bir ilişki yaşama ihtimalini bünyesinde sindiremeyen abla tiplemesi filmdeki en gereksiz ve gidişata hiçbir şey katmayan, olayları biraz olsun dramatize etmesi için öyküye dahil edilmiş gibi gözüken fakat bunu da başaramayan bir karakter olarak yeterince iticiyken bir de hiçbir derinliği olmayan bu gibi manasız diyalogların varlığı zaman kaybettiğiniz düşüncesini tetikliyor.

Vasatın çok altındaki oyunculuklarıyla da kendini beğendiremeyen Shelter, Amerikan gençlik filmlerini aratmayan kötü kamera açıları ve müzik seçimleriyle de sınıfta kalmaya mahkum gözüküyor. Belki yönetmen Jonah Markowitz bu filmi hiçbir kaygı gütmeden çekti fakat böylesi bir amaç uğruna yapılan filmlerin sinemaya hizmet etmesi gerektiğine inanan biri olarak Shelter’ın eşcinsel sineması adına bir utanç kaynağı olabileceği kanaatindeyim. Özellikle geçtiğimiz sezon izlediğimiz Weekend gibi derin diyaloglar ve güçlü anlatımı olan ilk filmleri gördükten sonra Hollywood’un eşcinsel sineması konusunda yemesi gereken daha çok ekmek olduğuna kendinizi inandırmaktan başka çareniz olmuyor.



Yazar Hakkında

Burak Hazine
Burak Hazine
1991 doğumlu. Bir süredir sinemayla ilgilenmekte olan, tıp fakültesinin sosyalleşmeye çalışan öğrencisi. Boş vakitlerini sinema filmi izlemek ve sinemaya dair kitaplar okumakla değerlendirerek bu alanda ilerlemeyi ve gelişmeyi hedefliyor. Şu an için sinema yazarlığı ve hakimiyeti konusunda pek bir iddiası yoktur. Kendisini blogundan yahut direkt Twitter'dan takip edebilirsiniz.