Film Hakkında

14 Şubat’ta şehirli kadının sevgilisini beraberinde sürüklemesi beklenen tek bir film girdi vizyona. Bu, “Romantik Komedi 2: Bekarlığa Veda” gibi bir film için sanki özel olarak yaratılmış, eşsiz bir tarih gerçekten de. Filmin yapımcısı Murat Tokat ile bu konuda hemfikir olduğumuz kesin. 14 Şubat’ta çiftler sinema koltuklarına kurulsun ve o büyük ideale, evliliğe giden yolun taşları yavaş yavaş döşensin. Perdede, hayatta başka hiçbir dertleri olmayan güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler o kutlu evlilik ihtimalinin etrafında dönüp dururken, el ele hayaller kurulsun. ‘Bir “Romantik Komedi” kahramanı olmak ne güzel olurdu’ diye geçirilsin akıllardan. Dahası örnek alınsın yaşananlar, araya giren engeller, yanlış anlaşılmalar. Verimli bir ilişki yaşamanın sırrı çözülsün artık.

Yalnız bu kadar ileri gitmeden önce dikkat çekilmesi gereken bir nokta var: Eğer koskoca bir türün adını filminizin adına dönüştürdüyseniz, o türün kodlarını iyi bilseniz iyi olur. Sadece kodlarını da değil, mümkünse türün gelişimini de yakından takip etmeniz gerekir. “Romantik Komedi 2: Bekarlığa Veda”nın romantik komedinin nasıl işleyeceğinden, en fenası da türün yaşadığı dönüşümden haberi bile yok. Bu yüzden gençleri evliliğe itelemeden önce, halletmesi gereken başka sorunları var. Karşımızda artık sadece ikinci sınıf Hollywood romantik komedilerinin etrafa çaktırmadan takip ettiği, ucuz mu ucuz, altın çağını uzun yıllar önce yaşamış, resmen kokuşmuş bir tür formülü var. Ama o formül dahi layığınca takip edilmiyor. O filmlerde bile kadın-erkek rolleri arasında böyle alenen uçurumlar açılmazken, “Romantik Komedi 2: Bekarlığa Veda” bütün yüzeyselliği ile “Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten” düsturuna tutunuyor. Hem de sıkı sıkı.

2“Romantik Komedi” serisi başka yöne bakarken, romantik komedi türü büyük değişimler geçirdi. Türk sinemasında romantik komediye pek yatırım yapılmasa bile, 2013 yılında evlilik delisi kadınlarla evliliğe yanaşmayan uçarı erkeklerin nikah masasına oturup oturmama arasında gidip gelen ilişki dinamiklerini izlemek kabak tadı veriyor artık. Hem de o kadın ve erkekler ne kadar pırıltılı yaşamlara sahip olursa olsun (!). Madem örnek alınan Hollywood, o zaman bir haberimiz var: Hollywood bir süredir kadın ve erkeği kilise yerine, önce yatak odasında buluşturuyor. Hem kadınlar hem de erkekler artık Venüs ve Mars’tan değil, basbayağı Dünya’dan geliyor. İşin komiği, ortalığı saran “önce seks sonra aşk” filmlerinin modası geçti bile. Romantik komedi karakterleri artık hayal aleminde yaşamıyor, özdeşleşme imkanı bulabildiğiniz, uzansanız dokunabileceğiniz kadar gerçek karakterler onlar. Türün üst katlarında işte bunlar yaşanıyor. Alt katlara doğru, daha geleneksel örneklere rastlasak da, artık hiçbir tür örneği “Romantik Komedi 2: Bekarlığa Veda”nın seviyesine inmiyor.

Senaristler, Sinem Kobal’ın karakteri Didem’den bir Bridget Jones yaratmak için çok uğraşmışlar. İlk filmden sonra ana karakter statüsüne çıkarılan Didem, abartılı tepkileri, sakarlıkları, fevriliği ve sözde sevimliliğiyle izleyicinin gözünde bir Bridget Jones olmak için canını dişine taksa da temsil ettiği sorunlu bakış açısı ve hesapçı sevimsizliğiyle bu imkansız. Bundan 12 yıl önce anti-feminist sinemanın baş tacı olan “Bridget Jones’un Günlüğü”nün (Bridget Jones’s Diary) o kadar gürültü çıkardığını hesaba katarsak, özellikle Didem gibi bir karakterle “Romantik Komedi 2: Bekarlığa Veda”nın türden aforoz edilmesi gerekir. Çünkü romantik komedi tarihinde kadın temsilini onun kadar yüzüne gözüne bulaştıran çok az film vardır.

Dahası da var. Romantik komediden sınıfta kaldığı yetmiyormuş gibi, filmin şehirli, gamsız, üst sınıftan gelen karakterlerinden aldığı güçle, dümenini “Sex and the City” dünyasına çevirmek gibi bir niyeti, daha doğrusu hayali de var. Ama filmde seksin yansıtılma biçimi içler açısı. Kadınlar açısından seks, erkeği elde tutma konusunda sahip olunan en büyük silah. Erkekler açısından ise devamlılığı şart, büyük bir ihtiyaç. Üstelik her iki taraf da seksi farklı sebeplerle bir gereklilik olarak görürken, filmde karakterler arasında herhangi bir temasa rastlamıyoruz. Seksin adı var, ama kendisi yok. Bu büyük çelişki, bu muhafazakar ikiyüzlülük hayretler içinde bırakıyor insanı.

1Tabii Gürgen Öz’ün canlandırdığı Yiğit karakterini bu sınıflandırmanın dışında bırakmak gerek. Yiğit, dilinden seks düşmeyen bir karakter olarak, yatağa girebilen de tek kişi aynı zamanda. Yiğit, doğru bir kararla ilk filmdekinden çok daha ön planda olduğu için, onu başarıyla canlandıran Öz, perdede her göründüğünde etrafındaki bütün oyunculardan rol çalmayı beceriyor. Karakterini olduğu gibi üzerine geçiren Öz, filmin dünyasına bütünüyle uyum sağlayabilen ve kendini ona göre dönüştürebilen de tek oyuncu. Ancak tam da bu yüzden finalde başına gelenler, muhafazakar senaryonun son büyük kazığı olarak dikiliyor karşımıza. Kadın versiyonu olan Hande ile birlikte ehlileştirilen ve dizginlenen Yiğit, muhtemel üçüncü filmde sinemasal çekiciliğinden çok şey kaybedecek gibi görünüyor.

İlk filmin yönetmeni Ketche gibi reklam yönetmenliğinden gelen Erol Özlevi, filmin dünyasına Ketche kadar katkıda bulunamıyor. “Romantik Komedi 2: Bekarlığa Veda” uzun ve sıradan bir reklam filmi gibi çekilmiş. Yapımcı Murat Tokat’ın devam filmini herhangi bir reklam yönetmenine çektirebileceğini düşünmesi, hiç iyi bir sonuç vermemiş. Özlevi, serinin sadece devamını sağlayabiliyor. Onun dışında yönetmen olarak imzasını hissettirebileceği bir uğraşa hiç girmiyor. Senaristler Ceren Aslan ve Aslı Zengin ise “banal kırsal yaşam / köylü & kurban olunası şehir yaşamı / şehirli” karşılaştırması yapmak adına, Sedef Avcı’nın canlandırdığı Esra karakterinin kırsalda yaşayan ailesini komedi malzemesi haline getirerek gösteriyorlar kalemlerinin “gücünü”. İlk filmin üzerine ekledikleri başka detaylar da var. Yarattıkları kadın karakterler artık çalışmıyor, hayatlarını kazanacakları herhangi bir işle uğraşmıyorlar, bütün enerjilerini müstakbel zengin kocalarını ellerinde tutma yöntemlerine harcıyorlar. Ekonomik özgürlük nasılsa mevcut, ama nereden geldiği belli değil. Evli ve çalışan bir kadın olan Zeynep ise avukat olduğunu iddia etse de gerçekten öyle olduğuna dair herhangi bir iz yok. Çocuk meselesi ise üçüncü filmin ana sorunsalı olacağının sinyallerini veriyor. Çocuk sahibi olmamak gibi bir seçenek yok. Üçüncü filmde erkeklerini yuvalarına bağlamak için çocuk sahibi olmaya çalışan kadınları izleyeceğiz, sıkı durun.



Yazar Hakkında

Selin Gürel
Selin Gürel
28 Eylül 1982, İstanbul doğumlu. 2005’te Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. 2002 - 2005 yılları arasında Altyazı dergisinde, Ocak - Haziran 2004 tarihleri arasında Akşam Gazetesi bünyesindeki Prömiyer haftalık sinema dergisinde, Eylül 2005 - Aralık 2006 tarihleri arasında Film+ dergisinde, Şubat - Ağustos 2006 tarihleri arasında Bant dergisinde sinema yazıları yayımlandı. Aralık 2005’te çeşitli filmlerin altyazılarını çevirmeye başladı. 2006 yılının Aralık ayından derginin kapanışına kadar Total Film dergisinde haber editörü olarak çalıştı. Aralık 2007'den beri Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyesi. 2008'den beri CNBC-e Dergi'nin editörlüğünü yapıyor ve Milliyet Sanat'ta sinema yazıları yazıyor.