Film Hakkında

Woody Allen’ın yedi farklı hikâyeyi bir araya getirerek oluşturduğu seks hakkındaki komedisi, Psikiyatr Doktor David Reuben’in aynı adlı kitabından esinlenilerek yaratılmıştır. Bir tabu olan seks ile ilgili yedi soruyu yedi ayrı sekans halinde, belki de daha doğrusu yedi kısa film halinde canlandıran Allen, ona özgü komedi anlayışıyla seyirciye aktarmaktadır. Her bir sekanstaki karakterler birbirinden bağımsızdır ve böylece yedi soru aynı kişilerin başından geçmez. Aslında sekiz sekanstan oluşan film, Allen’ın “Bir adamı eşcinsel yapan nedir?” sekansını iyi bir son bulamadığı için atması sonucu yediye düşmüş.

Birinci kısımda, “Afrodizyaklar işe yarar mı?” sorusuna yanıt arayan film, bir erkeğin ulaşması imkansız olan bir kadına olan dürtülerini anlatır. Bu dürtüleri sonucu erkeğin komik bile olmayı beceremeyen bir soytarıya dönüştüğünü anlatan sekans, kadını ise kraliçe olarak sunar. Allen’ın klasik “kaybeden” insan anlayışı ile oluşmuş bu kısımda, soytarı (Woody Allen), kraliçeyi (Lynne Redgrave) yatağa atmaya çalışan bir aptaldır. William Shakespeare’ın Hamlet adlı eserinden yola çıkan kısa bir sahnede babasının hayaletiyle konuşur  ve büyücüden afrodizyak alarak kraliçenin içkisine katar. Afrodizyak etkisini gösterse de kraliçenin bekaret kemeri engel olur. Kral yakalar ve soytarı idam edilir. Hamlet’e yapılan referans sahnesi ile yaratıcı bir şekilde tasarlanan bu sekansın en ilgi çekici kısmı, dördüncü duvarın yıkıldığı, soytarının kameraya konuştuğu sahnedir. Woody Allen’la, dördüncü duvar olmadan onunla aynı film içinde olma hissi…

İkinci skeç, “Cinsel sapkınlık nedir?” diye sorar. Bir doktorun (Gene Wilder) Ermenistan’dan gelen bir çobanın koyununa aşık olmasını konu alır. Aslında koyuna aşık olan Ermenistanlı çobandır ve doktor adamın deli olduğunu iddia eder. Ancak koyunu görünce o da ona aşık olur ve onunla aşk hayatı başlar. Karısı otel odasında doktoru koyunla basar ve ondan boşanır. Doktor herşeyini kaybeder. Bu tür cinsel bir sapkınlığın yalnızca, doğu toplumlarında ve eğitimsiz insanlarda olmadığına dikkat çeken skeç, üst tabakaların da bunlara yöneldiğinin altını çizer.

“Neden bazı kadınlar orgazma ulaşmakta sorun yaşar?” Üçüncü bölümün aradığı yanıt, İtalya’da İtalyan bir çift arasında geçer. Karısını bir türlü cinsel olarak mutlu edemeyen Fabrizio (Woody Allen), bütün arkadaşlarına bu konuyu danışır. Karısının bir tek toplum içinde ilişki yaşamaktan keyif aldığını keşfeden Fabrizio, karısıyla sürekli kamuya açık alanlarda birlikte olmaya başlar. Bu bölüm Federico Fellini tarzını gayet iyi yansıtıyor. Woody Allen ve Fellini’yi aynı filmde hissetmek oldukça iyi bir deneyim. La Dolce Vita esinlenmesi, skeçte İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımının izleriyle ortaya konulmaktadır. Yoz, zengin hayatının içinde cinselliğin ve problemlerinin yine yozlaşmış bir şekilde çözümlenmesi Fellini yaklaşımıyla eleştiriliyor. La Dolce Vita’nın öne sürdüğü, dinden uzaklaşma ve cinsel olarak yozlaşma eleştirisinde öne sürülen çözüm, Allen’ın bu skecinde bulunmamaktadır. Onun yerine yozlaşmaya devam edilir.

Dördüncü skeçte “Transvestiler eşcinsel midir?” diye soran film, ellili yaşlarda, evli bir adamın kadın kıyafetleri giymekten hoşlanmasını konu alır. Asıl sorgulanan, “eşcinseller de evlenip çocuk sahibi olur mu” olabilir. Adam, dünürlerinin evinde kadın kılığına girer ve sokakta kalır. Bir kapkaçcı çantasını alır gider ve polisler olay yerine gelir. Dışarıdaki gürültüye çıkan dünürleri ve karısı, kadının aslında o olduğunu farkeder. Kadın kocasının psikolojik bir sorunu olduğunu düşünür.  Eşcinselliğin psikolojik bir sorun olmadığı ve doğuştan gelen bir özellik olduğu gerçeği, bunu kavrayamayanlar tarafından nasıl anlaşıldığına dikkat çekilir. Bu kısımda gelişen olaylar dizisi, bir anlamda hayal kırıklığı etkisi yaratbilecek tarzda saçma bir şekilde gelişir. Allen’dan çok da beklenilmeyecek bir durum söz konusu. Woody Allen izlerini çok da hissetmeden izlenilecek bir bölüm olması, izleyicide eksik bir şeyler farkındalığı oluşturmakta.

“Seks sapıklıkları nelerdir” kısmında, bir televizyon programının parodisi canladırılır. Sapıklığı olan birisine sorular soran yarışmacılar, o kişinin sapıklığının ne olduğunu bulmaya çalışır. Her hafta bir kişiye sapkınlığını yerine getirme şansı sunulur. O haftaki şanslı kişi bir hahamdır. Amerika’da herkesin her şeyi yapma özgürlüğüne sahip olmasının kritiğini yapan skeç, haham aracılığıyla toplumdaki yozlaşmaya da göndermede bulunur. Böylece herkesin cinsel dürtülerin esiri olabileceğinin de anlatımı yapılır. Özellikle de dinci kesimlerin, kendilerini ahlâk örneği göstermelerine karşılık, bu konuda daha büyük eğilimli olduğunun da eleştisidir bu.

Bir sonraki kısmın sorusu:  “Cinsel araştırma ve deney yapan klinik ve doktorların buluşları kesin midir?” Bu parodi klasik korku sineması örneklerinden olan Ed Wood’un Canavarın Gelini esinlemesi olarak oluşturulmuştur. Çılgın bir bilimadamının insanlar üzerinde yaptığı cinsellik deneylerini konu alır ve yapılan bu deney ve araştırmaların saçmalık olduğu vurgulanır. Çılgınca yapılan araştırmalar ve varılan sonuçlar, gerçeklikle bağdaşmayan deli bir insanın hayal gücüdür. Parodideki çılgın bilimadamı (John Carradine), bağımsız çalışmaya başlamadan önce Amerika’nın 50’li yıllardan itibaren seks araştırmaları yapan araştırma grubu Masters and Johnson’da çalışıyordur. Bu  grup, belli araştırmaların ve deneylerin sonuçlarının da abartıldığı bir takımdır. Eşcinselliği tedavi edebildiklerini öne sürmüşler ancak verdikleri rakamlar abartılmıştır. Allen’ın bu filmi gösterime girdikten bir yıl sonra 1973’te Amerikan Psikaytri Derneği eşcinselliği hastalık kategorisinden çıkarmıştır. Allen’ın yaptığı bu sorunun eleştirisi tam zamanında ve yerinde olduğu söylenebilir.

Son kısımda ise “Boşalma sırasında neler olur?” sorusu sorulur. Bilimkurgu türündeki bu kısımda insan vücudu bir makine gibi canlandırılır. Uzay gemisi kontrol odasına benzeyen bir yerde, bir grup mühendis çalışmaktadır. Bu yer beyindir. Cinselliğin tüm bir vücudu kaplayan eylem olduğu mesajı verilir. Her bir organda mühendisler çalışmaktadır ve cinsellik sırasında tüm birimlerde panik ve kargaşa yaşanır. Erkeğin cinsellikte kimi zaman neden başarısız olabildiği, tüm bu birimleri kontrol etmeye çalışan beynin çok fazla işle uğraşması olarak gösterilirken ortaya başka bir sonuç daha çıkar; suçluluk duygusu. Suçluluk duygusu rahip bir casus olarak bulunur. Cinselliğin günah, yapılmaması gereken bir eylem olduğunu beyne işler. Toplumsal ya da moda deyişle mahalle baskısı ve dini öğretiler cinselliğin başarısız sonuçlanmasına yol açabilir. Allen bu skeçte de kendisini yine melankolik, kaybeden, korku dolu biri olarak canlandırır. Ancak bu kez çok daha öncesi bir dönemde; sperm halinde.  Muhtemelen, kendisinin daha sperm halindeyken bile hayata bakışının bu olduğunu anlatmaktadır. Annie Hall’deki Alvy Singer (Woody Allen). Ya da daha genel yorumlamayla insanlar daha o haldeyken kim oldukları belli anlamına da gelebilir.

Filmin çok büyük bir başyapıt olduğu söylenemese de Allen’ın cinselliğe olan yaklaşımı, ilk kez dördüncü duvarı yıkışı ve auteur bir yönetmen olmasının nedenlerinin görülebilmesi açısından önemli bir yere sahip olduğu belirtilebilir. Kendi kişiliğini daha ilk filmlerindeki karakterlerine yansıtması sayesinde Allen, sinema sanatına Annie Hall’u hediye etti. Onu  anlayabilmek için ilk filmleri de izlenmeli. Bu süreç, auteur bir yönetmenin ortaya çıkışı ve kült filmlerin yedinci sanat tarihindeki yerini alışının bir kronolojisidir. Sinemanın fantastik, kusurlu bir hayatı anlatsa da yaratılan kusursuz bir dünya olmadığının örneğidir Woody Allen. Televizyonda bugünlerde yayınlanan bir dizinin yönetmenin duyduğum “Woody Allen’ı sevmiyorum, hep aynı şeyler yapıyor” itirafı ve yorumuna belki de en iyi cevap “o yüzden Woody auteur bir sinema yönetmeni, siz ise her hafta üç saat yayınlanan, popüler kültürün bir malı (ürün) olan bir dizinin yönetmenisiniz” olabilir. Çabuk yazılan, çabuk çekilen, çabuk tüketilen bir sektörün insanlarının Allen’ı anlamasını beklemek doğru olmayabilir. Bu sanattan uzak, hiçbir görselliği, semiyotik anlamı olmayan ürünler için de “fast food” gibi bir tanıma ihtiyacı olduğu söylenebilir.



Yazar Hakkında

Volkan Kandemir
Volkan Kandemir
Sinema mezunu. Sinemaya felsefi, sosyolojik ve göstergebilimsel olarak yaklaşır. Bilimkurgu meraklısı. "Baudrillard'ı anlamak" üzerine düşünür.