Film Hakkında

Tim Burton, peşinden çok büyük kitleleri sürüklemeyi başarmış ve bunu on yılların verdiği tecrübeye borçlu olan bir yönetmen. Çocukluğumda her izlediğimde korkudan altıma yapacak seviyeye geldiğim Beetlejuice, belki de izlediğim bütün filmler arasında en romantik aşka ev sahipliği yapan Edward Scissorhands, berbat filmlerin müthiş yönetmeninin hikayesi Ed Wood, stop-motion teknolojisinin benle yaşıt olan ve hala daha iyisine tanıklık etmediğimiz örneği The Nightmare Before Christmas, daha niceleri ve en önemlisi Big Fish. Kendi zihninde yarattığı dünyada ve tarzda, yine kendi evreninde oldukça başarılı yapımlara imza atan Tim Burton, gerçek hayattaki eşi Helena Bonham Carter ve kadim dostu Johnny Depp’i hiçbir zaman yanından eksik etmeyerek filmler çekmeye devam etti, ediyor. İki sene önce Alice in Wonderland’de yönetmenin tam olarak ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım ama yeni filmi Dark Shadows ile bu sorunun cevabını kolaylıkla buldum.

Johnny Depp ise Hollywood’da pek de sevilmeyen bir oyuncu. Oynadığı her üç aptal karaktere karşı bir olgun karakterle karşımıza çıkan milyoner oyuncu, belki de sinema tarihinde daha uzununa rastlanmadık bir birlikteliğin malzemesi olmuş durumda. Zamanında Tim Burton ile az önce de sıraladığım pek çok güzel filme imza atmış ve herkesçe sempati toplamışken son zamanlarda bu sempatisi sinema çevrelerince yavaştan antipatiye dönmeye başladı. O antipatinin son kaynağı da bu yazının temelini oluşturuyor aslında. Şimdiye dek izlediğim en itici rolüyle (Charlie and the Chocolate Factory’dekinden de itici) Dark Shadows’ta boy gösteren Depp, 50’nci yaşına henüz girmiş bir isim olarak kolaylıkla elde edebileceği saygınlıktan olabildiğince hızlı şekilde kaçmaya devam ediyor anlaşılan.

Dan Curtis’in televizyon dizisinden Seth Grahame-Smith tarafından beyazperde için senaryolaştırılan Dark Shadows, Burton’ın tüm filmografisi içindeki senaryolar arasında en havada kalan olma özelliğini taşıyor. Hatta o kadar amatörce kaleme alınmış ki Alice in Wonderland’in içindeki boşluğa kıyasla ak deliği olmayan bir kara delik misali seyirciyi ekrana bakmaktan öteye götüremiyor. Ekrana bakma sebebimiz de yönetmenin gotik tarzından başka bir şey değil elbette. Hakkını vermek gerekiyor ki bırakmayı düşünmediği alışkanlıkları arasında en elle tutulur ve saygıdeğer yanı budur Tim Burton’ın. Her filminin set dekorasyonu, yapım tasarımı, saç ve kostüm tasarımı gibi yönleri, söz konusu filmlerin vizyona girdiği sene içinde bir şekilde konuşulmasına olanak veriyor. Eskilere baktığımızda filmlerin konuşulma sebeplerinden biri olarak müziklerini de sayıyorduk ama ne yazık ki Dark Shadows’ta ezgiye dair bir şey de yok. Neredeyse bütün işlerini ayıla bayıla dinlediğim, herhangi bir tartışmada laf kondurmaktan kaçındığım Danny Elfman, artık yaşlandığından mıdır bilinmez ama bu filmde kendini neredeyse hiç hissettirmemekle kalmıyor; hissettirdiği zamanlarda da kulağımızın pasını almaktan ziyade o pası arttırıyor.

Filmin konusundan bahsetmeyi unuttum. Vakti zamanında sevdiği bir kız uğruna sevmediği bir kadın tarafından lanetlenip vampire dönüştürülen Barnabas Collins (Johnny Depp), 196 yıl toprağın altında gömülü kaldıktan sonra tesadüfi bir şekilde bu esaretinden kurtulur. Artık 1970’lerdedir ve son hatırladığı dünyadan eser yoktur. Soyunun o zaman dilimindeki temsilcilerini bulması ve Collins ailesinin eski ihtişamına geri kazandırma planları yapması çok da uzun sürmez. Bu sırada masum bir kıza aşık olmayı da unutmaz. Ama gözden kaçırdığı bir şey vardır; yüzyıllar önce onu lanetleyen kadın Angelique (Eva Green) de kendisi gibi ölümsüzdür ve aşkından vazgeçmeye niyetli değildir.

Filmde Depp ve Green’in yanında oldukça parlak bir oyuncu kadrosu var. Collins şatosunun yeni hanımı Elizabeth rolünde Michelle Pfeiffer, şatodaki doktor rolünde Helena Bonham Carter, Elizabeth’in çatlak kızı karakteriyle Chloe Grace Moretz gibi tanıdık isimlerin yanında Christopher Lee gibi bir üstat ve Alice Cooper’ın kendisi de film dahilinde boy gösteriyor. Kasta baktığımızda karşımıza umudumuzu yükseltebileceğimiz bir ekip çıksa da Eva Green dışında hiçbirinin filmde ağırlığı yahut farklılığı olmadığını görüyoruz. Ne yazık ki bu genellemeye Helena Bonham Carter’ın kendisi de dahil zira bir hayli beğendiğim yetenekli oyuncunun şimdiye kadar bu kadar sönük bir rolüne daha rastlamadım. En “düzgün” rolünü sergilediği The King’s Speech’te bile kendisi harikuladeydi. Dark Shadows’ta ise bir hiçe yakın. Aslında filmin adı bu yönden manidar olabilir çünkü oyuncu kadrosunu karanlık gölgelere benzetirsek pek de yanlış bir şey yapmış olmayız. Lakin bir kez daha hatırlatmakta fayda var; güzeller güzeli Eva Green’in, biraz da filmdeki karakteri dolayısıyla belki de bütün filmi domine ettiğini söyleyebiliriz. Oyuncular ve karakterleri konusunda bahsetmek istediğim bir diğer mevzu da hem Victoria hem de Josette karakterine hayat veren Bella Heathcote ile ilgili. Bu sektörde yeni olmasına karşın güzelliği ve var olduğuna inandığım yeteneği ile kendini göstermesi zor olmayacak bu ismin, ileride adını sıkça duyacağımıza da şüphem yok. Ama niyeyse filmde kendisinin kilit karakteri üzerinde neredeyse hiç durulmamış. Hatta o kadar boşta ki filmin sonlarına doğru Collins Malikanesi’nde gerçekleşen çatışma sırasında yönetmen bu karakteri tamamen unutmuşçasına olay örgüsünden çıkarmış. Yani tüm filmin en ezik karakteri diyebileceğim David bile o çatışmada önemli bir rol üstlenirken Victoria karakterinin meğersem uçuruma doğru yol alıyormuş havası hiç hoşuma gitmedi.

Alice Cooper gerçeğini atlarsak yakışık almaz. Bizzat kendi tarafından, kendini oynayan Alice Cooper’ın bu filmde niçin var olduğunu bilmiyorum, araştırmadım da. Ama herhalde Tim Burton’ın absürt filmleri arasındaki en absürdünün en absürt sahnesinde yer almasının bir sebebi vardır diye de düşünmüyor değilim. Gerçekten de o disko toplu parti sekansının niçin var olduğuna dair bir fikri olan var mı? Benim gözümde filmi alçaltan kısımlardan biriydi o sekans ve keşke olmasaydı dedim.

Tim Burton filmi sonlandırırken önemli karakterlerden birine odaklanarak gelecek olan bir devam filminin sinyallerini verir gibiydi. Amerika Birleşik Devletleri’nde gösterime girip de gişede tam bir hüsrana uğradığı için 5’nci haftasının sonunda vizyondan kaldırılan ve kötü eleştirilerden kurtulmayan bir filmin devam filmini yapmaya niyetlenir mi dersiniz? Eğer zamanında öyle bir planı vardıysa da artık kafasından sildiğine eminim zira Dark Shadows gerçek anlamda kötü bir film ve hiçbir devam filmi bu boş ve basit senaryoyu kurtarmaya yetmez. Gişede biraz olsun başarı gösterseydi bir umut besleyebilirdi yapımcılar belki ama artık öyle bir planları olduğunu sanmıyorum. Bakalım Burton’ın bu seneki diğer filmi Frankenweenie nasıl olacak? Yönetmenin animasyon geçmişini ve Frankenweenie’nin kısa metraj film halini düşünürsek ne kötü ne de vasat olacağını düşünüyorum. Kim bilir, belki de Frankenweenie ile uğraşmaktan ötürü Dark Shadows’u bu kadar özensiz yarattı Burton Amcamız. Keşke özenmemek yerine hiç yaratmamayı seçseymiş. Yine de Tim Burton için ölüp tutuşan bünyelere bir nebze olsun ilaç gibi gelebilir Dark Shadows. Geriye kalan kesim ise büyük ihtimalle, iki saatin sonunda bu filmi neden izlediğini ve sinema firmalarına neden para kazandırdığını kafalarına takarak yollarına devam edecek.



Yazar Hakkında

Burak Hazine
Burak Hazine
1991 doğumlu. Bir süredir sinemayla ilgilenmekte olan, tıp fakültesinin sosyalleşmeye çalışan öğrencisi. Boş vakitlerini sinema filmi izlemek ve sinemaya dair kitaplar okumakla değerlendirerek bu alanda ilerlemeyi ve gelişmeyi hedefliyor. Şu an için sinema yazarlığı ve hakimiyeti konusunda pek bir iddiası yoktur. Kendisini blogundan yahut direkt Twitter'dan takip edebilirsiniz.