Film Hakkında
Hollywood sinemasının ülkemizdeki gişe başarısı, son zamanlarda yerini Türk filmlerine bırakadursun; Avrupa sineması 1-2 haftalık gösterimler ve festival programlarından öteye henüz gidemedi. Bir Almodovar veya Alejandro Amenábar değil ise bir İspanyol yönetmenin filmlerinin izlenebilitesi ise çok düşük. Çoğu filmin adını bile görmeden gösterimden kalktığını görüyoruz. İşte bu filmlerden biri de AZULOSCUROCASINEGRO.
Koyulacisiyahayakın, İspanyol yönetmen, Daniel Sanchez Arévalo’nun 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali genç ustalar bölümünde gösterilmiş, 2006 yapımı filmi.
Film adlarını Türkçeye çevirme konusunda süper(!) bir kabiliyet ve yaratıcılığa sahip çevirmenler ilginç bir şekilde filmi orijinaline çok yakın, Koyulacisiyahayakın olarak çevirmişler. Filmin adından içeriği hakkında tahmin yürütmek mümkün olmamış, bu bakımdan cd’nin kapağı da bize bir ipucu vermiyor.
Filmimizin başkahramanı, babasından miras kalması muhtemel kapıcılık mesleğinden olabildiğince hızlı kaçmaya çalışan Jorge. İlk sahne de Jorge’nin babasından kaçmasıyla başlıyor zaten. Akabinde babası felçli olan Jorge, ağabeyi hapiste olan Jorge, sevgilisiyle arasında önce nitel sonrasında nicel mesafeler olan olan Jorge, ağabeyinin kız arkadaşını hamile bırakmak zorunda olan Jorge, kapıcılık yapmak istemediği için var gücüyle çabalayan Jorge, kısacası kaçtığı hayata hapsolmuş zavallı Jorge.
Filmin adı Jorge’nin ne kadar indirime girerse girsin bir türlü alamadığı, koyu lacivert siyaha yakın takım elbiseden geliyor. Bu metaforik anlatım, Jorge’nin ulaşamadığı hayallerini, hayatını simgeliyor hiç kuşkusuz. Jorge’nin arkadaşı Israel ile yaptığı şu diyalog filmin özeti gibi;
-bu takımın senin için anlamı çok mu büyük?
-sorun takımda değil, sorun altında yatanda.
-ne demek o?
-arada hep bir şey varmış gibi hissetmek.
-neyin arasında?
-benim ve istediğim şeyin.
Her ne kadar film Jorge etrafında dönse de, her İspanyol filmi gibi, yan karakterlerin hayatları ve dramları da seyirciye sunuluyor. Hayatın tam ortasından, acıların ve umutların tüm gerçekçiliği ile anlatıldığı hayatlar izliyorsunuz. Filmin sonucunun önceden tahmin edilemiyor oluşu onu heyecanlı kılmıyor zira film analitik bir çözümlemeyi getirmeyecek kadar yalın. Heyecan seviyesinde iniş çıkışlar yaşatmasa da filmin sonuna kadar ilginiz bir an olsun azalmıyor, hayatlar arasında kaybolup gidiyorsunuz. Bunda Akdeniz filmlerine ve insanlarına özgü samimiyetin, sıcaklığın payı hiç kuşkusuz ki çok büyük. Yönetmen de dolambaçlı anlatımlardan uzak durarak seyri kolaylaştırmış. Tüm bu anlatılanlardan filmin koyu bir dram olduğu sonucuna varılmasın. Aksine çoğu zaman kahkalarınızı tutamadığınız sahnelerle karşı karşıya kalıyorsunuz. Hüzünlü hikayelerin arasına serpiştirilmiş mizahi unsurlar filmin kurgusundaki başarının sırrı.
Her İspanyol yönetmende var mıdır bilinmez ancak Daniel Sanchez Aréval’de, Almodovar sinemasına dair kara mizah unsurlarına sıkça rastlıyoruz.Ancak esinlenme sadece etkilenme aşamasında kalıyor zira film izlerken bir Almodovar filmi izliyor hissine kapılmıyorsunuz. Bir yönetmenin ilk uzun metraj filmi için epey “usta işi” olan koyulacisiyahayakın’ı 105 dakika nasıl geçti diyerek izleyeceksiniz. Darısı diğer Daniel Sanchez Aréval filmlerine…








izlenecekler listesinee yeni bir film daha eklendii:))