Film Hakkında

Müzik ve sinemanın güzel buluşmalarından birisi “August Rush”. Hayatlarını müziğe adamış iki insanın, bir gecelik aşklarının meyvesi olan August‘un, talihsizlikler sonucu yolları ayrılan anne ve babasını bulma yolculuğu kolayca klişelerle boğulabilecek bir hikayeyken; sevgiye, aşka ve müziğe içten bakışıyla aksine sempatinizi fazlasıyla kazanan yapımlardan birisi olmasına yol açıyor.

Lyla (Keri Russell), oldukça yetenekli bir viyolonsel sanatçısı. Bir gün konser çıkışı bir partiye katılıyor ve orada bir rock grubunda solist ve gitarist olan Louis‘le (Jonathan Rhys Meyers) tanışıyor. Birbirlerini gördükleri ilk andan itibaren aralarında başlayan çekim, hoş bir geceyle son buluyor ancak aksilikler yüzünden birbirleriyle görüşemiyorlar bu ikili. Daha sonra Lyla hamile olduğunu öğreniyor ve çocuğu doğurmak istiyor babasının itirazlarında rağmen. Yine babasının isteğiyle, doğan çocuk yetiştirme yurduna veriliyor. Büyüdükçe içindeki müzik tutkusunun farkına varan August, ailesini bulmak için yetiştirme yurdundan kaçarak şehrin yolunu tutuyor. Bu arada yıllar sonra babasının hatasını telafi etmek isteyen Lyla’da oğlunu aramaya başlıyor. August annesiyle babasını bulmak için çıktığı bu yolculukta müziğin büyüsüyle kendisini keşfederken, diğer yandan müzik tutkunu başka insanlarla tanışarak, kendisinde var olan müzik yeteneğinin özlerine gün geçtikçe daha da yaklaşıyor.

Müziğin izini bu hoş senaryosuyla aşk ve tutkuyla takip edebiliyoruz ki müziğe aşık iki insanın tutkularından meydana gelen August’un yolculuğunda, kendinde keşfettiği bu yeteneği senaryosundan çok görselleri ve müzikalitesiyle anlatabiliyor film. Tutkuyla yapılan her şey güzeldir diyebiliyorsunuz August’un varlığını müzikle birleştirdiği sahnelerde. Hikaye bir peri masalı gibi gözükse de bir yandan da dramatik bir film aslına bakarsak. İki insanın hayatlarının aşkını bulmaları ve kısacık yaşayabilmeleri yetmiyormuş gibi Lyla sevdiği adamı kaybediyor, çocuğunu bırakmak zorunda bırakılıyor, her ikisi de kendi yollarında ayrı yürümek zorunda bıraktırılıyorlar kısaca… Işığını kaybetmiş fenerler misali hayata tutunmaya çalışsalar da o eksiklik hissi peşlerini bırakmıyor hiç. O eksiklik hissi, içindeki boşluğu doldurmaya çalışan bir çocuğunkinden farklı değil bu bağlamda. Bir araya gelmelerini istediğimiz üç kişinin hikayesini müzik yakınlaştırıyor ve buluşturuyor. Filmin son yarısına doğru ise hikaye yeniden şekillenerek umutla beslediğiniz hislerinizin karşılığını verecek cömertliği sunuyor size. Bunu yaparken de sade dili ve sakin anlatımıyla, hikaye bütünlüğünü hoş bir dinginlikte tutmayı başarıyor. Bu bakımdan filmin kurgusu gerçekten başarılı.

Elbette film, müziği temeline aldığı için müziklerinden bahsetmek de gerek. Klasik müzik, rock, jazz, country gibi bir çok türden başarılı örnekler dinliyoruz klip tadında sahnelerle. Özellikle August’un gitarla kurduğu iletişim o kadar güzel anlatılmış ki… Burada genç aktörün harika oyunculuğundan bahsetmeli bir de. “Finding Neverland”te dikkatimizi çeken, şimdilerde genç o zamanlar küçük bir çocuk olan Freddie Highmore‘un ağır bir dram rolünün altından kalkabildiğini görmek hem ilginçti hem de filmin sonunda bir çoğumuzu göz yaşlarına boğmuştu. Daha sonra “Charlie and the Chocolate Factory”de Johnny Depp‘le ikinci kez çalışma şansı bulan genç oyuncu, “A Good Year”de şöyle bir göründükten sonra August Rush rolünde karşımıza çıkarak, beğenimizi fazlasıyla kazanan genç oyuncular arasına girmişti. Filmde müzikten bahsettiği her sahnede, bunu genç aktörün gözlerinden ve mimiklerinden okumak mümkün zira. Müzik sayesinde edindiği o mutluluğu ve enerjiyi size de geçirebiliyor hiç zorlanmadan.

Keri Russell ve Jonathan Rhys Meyers‘ın birbirlerine olan uyumu da filmde dikkat çekenlerden. Tutturdukları kimyanın yanında Keri Russell’ın duru güzelliği, Jonathan Rhys Meyers’ın aktristen eksik kalmayan yakışıklılığı ve naif duruşu, August’un gözlerinde gördüğümüz içtenliğe denk gelecek cinsten film için seçildiklerinin kanıtı. Keri Russell film için viyolonsel çalmayı öğreniyor ayrıca; Jonathan Rhys Meyers’ın da sesi ve müzikal kabiliyeti oyuncu adına artı özelliklerinden. Kulaklarımızın pasını silen filmde ayrıca Robin Willams da August’a bir kaç hayat dersi veren ve bir sokak şarkıcısı olan Maxwell ‘Wizard’ Wallace‘ı canlandırıyor. Terrence Howard filmde Lyla’ya oğlunu bulması için yardım eden Richard Jeffries rolünde.

Filmin senaryosununu Nick Castle yazmış, yönetmen ise Jim Sheridan‘ın kızı Kirsten Sheridan. Müzikle çok aranız olmasa dahi, merakla izleyeceğiniz başarılı bir yapım “August Rush”. Müziği hayatında önemli bir yere koyan izleyiciler içinse kaçırılmayacak bir film. Hem müzikleri hem de sade ve seyirciyi sıkmayan akıcı anlatımıyla, moraliniz bozuk olduğunda umut ışığınızı biraz daha aydınlatacak yapımlardan birisi ayrıca. İyi seyirler…



Yazar Hakkında

Timucin Tinmazsoy
Timucin Tinmazsoy
Sinema = Hayat