Röportajlar

2012/02/23

Röportaj: Şakası Olmayan Dijital Sinema Tarihçisi ve Film Yapımcısı Keanu Reeves, Sessizliğini Bozdu

keanu-reeves passengers

Keanu Reeves : Dijital sinema uzmanı mı? 

Keanu Reeves : Dijital sinema tarihçisi mi? 

Tuhaf ama gerçek : Berlin Uluslararası Film Festivali’nde galasını yapan yeni bir belgesel film ‘Side By Side’ın ilk gösteriminden sonra hem seyirciler hem de eleştirmenler arasındaki izlenim bu. 

Reeves, yönetmen Chris Kenneally’le birlikte Lars von Trier’den David Fincher’a, David Lynch’ten George Lucas’a film endüstrisinden düzinelerce isimle röportaj yapıyor, hem dijital sinema teknolojisinin gelişiminin arkasındaki bilim, hem de bunun etkileri hakkında sorular soruyor. Derinlemesine, kolay ulaşılır ve eğlendirici olan film (büyük kısmında Reeves’in şaşırtıcı şekilde etkili röportaj yapma yetenekleri sayesinde) çok yeni bir film tarihine yönelik bir tarih dersi. 

Indiewire geçtiğimiz günlerde Tribeca Film aracılığıyla Amerika gösterimi için seçilen filmi konuşmak için hem Reeves hem de Kenneally’le buluştu. 

Bu proje tam olarak nasıl ortaya çıktı? 

Chris Kenneally : Keanu ve ben kendi aramızda ve çalıştığımız diğer insanlarla tartışıyorduk ve gerçekten dijitalin filme meydan okuduğu ve filmin uzaklaşmaya başladığı bardağı taşıran son noktada olduğumuzu hissettik. Dijital gerçekten de yakalama için belirli bir görüntü kalitesine ulaştı. Filmleri nasıl gördüğümüz ve sunduğumuz da var. Gerçekten de sinemanın bütün açılarına dokunuyor. Genel olarak, bu konuda birçok sorumuz vardı. Keanu ; “Hey, bununla ilgili bir belgesel yapmalıyız” dedi. Ve biz de öne çıkıp bu sorularımızı sormaya ve saygı duyduğumuz, fikirlerini duymak istediğimiz insanlarla konuşmaya karar verdik.

Keanu Reeves : Dahil olan insanlarla.

CK : Evet.

KR : Bir röportaj bizi bir diğer röportaja, o da bir diğer röportaja götürecekti. Sorularımız ve zaman içerisinde bu anları sırasıyla kaydetme fikrimiz vardı. Ama başlıbaşına bir filmimiz yoktu. İnsanlarla röportaj yapmaya başladıkça, film kendi kendini tanımlamaya başladı. Sanırım kurgu ve duyduğumuz bakış açıları sırasında Chris ciddi olarak filmi son derece tarafsız bir şekilde sunmanın farkına vardı.

Siz nasıl tanıştınız ve hatta bu konuşma nasıl başladı? 

KR : “Henry’s Crime” isimli bir filmde birlikte çalışıyorduk. Chris filmin post-denetlemesi üzerinde çalışıyordu. Aslında, dijital olarak sisteme yükleme yaptıkları zamandı. Fotokimyasal görüntü ve dijital görüntüyü birleştiriyorlardı. Technicolor New York’taydık, orada bir renkçimiz vardı ve film hakkında konuşuyorduk. Ben “Bence bu, filmin sonu olacak. Burada neler oluyor?” dedim. Ve Chris’in bu soruyla ilgili hem bir çok deneyimi hem de ilgisi vardı.

CK : Bir şeyin sonuna yaklaşıyorduk ve başka bir şeyin başlangıcının da ortasındaydık. Kesinlikle bir değişim anı var. Ve filmi izlediğiniz zaman farkedebileceğiniz gibi, bu konuyla ilgili birçok farklı görüş var. İşlemenin ilginç olacağını düşündüğümüz bazı fikirlerin taslağıyla başladık ve daha ve daha fazla materyal elde ettikçe hikayenin gelişmesine izin vermek için kendimize özgürlük tanıdık.

KR : Kamerayla başladı. Yani dijital kamerayla. Ama sonra bu, dijital seyirciye dönüşmeye başladı. “Görüntülere nasıl bakıyoruz” ve “hikayelere nasıl bakıyoruz”, “dağıtımları nasıl yapılıyor”, “onları nasıl izliyoruz” gibi sorulara dönüşmeye başladı.

CK : Görüntünün yalnızca kamerayla yaratılmadığını farkettik. Bu işin birinci kısmı. Editör bir izlenim elde ediyor. Renkçi ona bir şey yapıyor. Görsel efektler ona bir şey yapıyor. İnsanların göreceği yalnızca sizin yakaladığınız şey değil. Görüntü bir çok yolla yapılıyor. Prodüksiyon ve post-prodüksiyonda.

Film gerçekten de bunu yakalıyor, büyük bölümünde konuştuğunuz son derece etkileyici isimlerin sayesinde. Demek istediğim, filmde yer alması için harika insanlar bulmuşsunuz – Martin Scorsese, Lars von Trier, George Lucas, James Cameron, David Fincher ve diğerleri. Hepsinin dahil olmasını nasıl sağladınız? 

KR : Bir buçuk senedir belgeseli hazırlıyorduk. Sanırım ilk eşik veya an, Polonya’da bir festival olan Camera Image’e gittiğimiz zamandı. Gerçekten de sinemacılık odaklı bir festival. Oraya gittik ve insanlarla görüşme yapmaya başladık.

CK : 1950’lerde film çekmiş görüntü yönetmenlerinden bugün ilk defa film çeken birine kadar röportaj yapma fırsatımız oldu. Bütün o röportajları bir yerde toplamak, bize hakkında düşüneceğimiz bir demet şey ve bir çok malzeme sundu. Bence bu harika bir başlangıçtı.

Her ikinizi de gerçekten şaşırtan ve sizi beklenmedik bir yere götüren özel röportaj neydi? 

KR : Tanrım, böyle bir çok ânımız oldu. Lana Wachowski arşivsellikten bahsetti. Martin Scorsese gençlerin artık görüntüye inanmadığı ve CGI’a bağlandıkları inancından ve geri döneceğimiz yerin arşivsel açısından bahsetti. Hikaye anlatıcısının yeni yöntemlerle iletişim kurduğu ve o yön değiştirmeye sahip olduğu fikri. Arşivsel olarak, bu durum hayatta kalacak mı? Ve ayrıca DSLR (Dijital Tek Lensli Refleks fotoğraf makineleri) ve insanların gidip film çekebilmeleriyle baş etmek de var. Bu işin bir kısmıydı, diğer kısmında da George Lucas gibi insanlar vardı. O kadar öncü biri ki…

CK : Kurgu, görsel efektler, kamera, projeksiyon, dağıtım…Bu alanların hepsinin bir kısmına dijitali getiren ilk insanlardan biriydi. Hikayeleri araştırırken benim ilginç bulduklarım bu tür şeyler. İşin bağımsız bir yönü var. Dogme ve InDigEnt ve tüketici kameralarını kullanan o tür filmler. Ayrıca dijitalin evrimi post-prodüksiyon aşamasından ortaya çıktı. Bunu George Lucas yaptı çünkü özel efektleri olan büyük bir film yapmak istedi. Bağımsız bir film olduğunu düşüneceğiniz şeyin bir nevi tam tersi. Yani evrim, bu açıların her ikisinden geliyor. Lucas SD olan bir kameranın yerine HD bir kamera geliştirdiğinde bu insanlar için de kullanılabilir oluyor. İnsanlar bunu farklı şekillerde kullanmayı seçebilirler. Yani teknoloji sanatçının farklı bir şekilde çalışmasına yardım edebilir ve sanatçı da teknolojinin ne olması gerektiğini tanımlamaya yardım edebilir. Hikayelerini anlatabilmek için istedikleri aletleri söylüyorlar. Bunun son derece heyecan verici ve ilginç olduğunu düşündüm.

KR : Ve bir de James Cameron ya da Wachowskiler gibi bunun sanallığını yaratmada ön safta duran insanlar var. Bu görüntüleri yaratmada. En büyük ilâve bu, değil mi? Artık filme çekmediğiniz görüntüleri gerçekten yapıyorsunuz.

CK : Bir görüntüyü gerçek, canlı durumda çekmektense post-prodüksiyonda yapıyorsunuz.

Keanu, bu filmde gazeteci rolünü fazlasıyla üstleniyorsun. Ve çok da iyisin. Röportaj yaptığın kişileri oldukça rahatlatmış ve sonuç olarak onlardan birçok şey almış gibi görünüyordun. Bu süreçten nasıl geçtin? Önceden bunun gibi bir şey yapmış mıydın?

KR : Yeni bir şeydi. Aslında, 16 ya da 17 yaşındayken bir röportaj programı yapmıştım. İlk işlerimden biriydi. Toronto’da bir televizyon programı için röportajlar yaptım. O deneyime ve yaptığım şeye geri döndüm. Devam eden şey insanların söyleyeceklerine olan ilgi ve coşkuydu. Ve konuya.

CK : Bence senin tutkunu ve merakını hissettiler. İnsanların rahat olduğu ve samimi fikirlerini verdiği bir ortam yarattın. Bana kalırsa, bence seyirci için bu gerçekten işliyor. Sen de rahatlamalısın. Ev ödevi gibi hissettirmiyor. Sanki Keanu ve James Cameron sohbet ediyor ve sen dinleyici olarak katılıyorsun.

Dürüst olmak gerekirse, sırf bu sebepten olmasını beklediğimden çok daha eğlendiriciydi. Affınıza sığınarak, biraz daha kuru olabileceğini düşünmeye başlamıştım. 

CK : Eh, iyi o zaman. Eğlenceli olmasını istedik. Gösterimde bazı kahkahalar bile duyuldu. İnsanlar dijital sinemayla ilgili bir filme gidip dört ya da beş kez kahkaha atmayı beklerler miydi, bilmiyorum.

Filme dair umutlarınız neler ve insanların filmden ne almalarını umuyorsunuz? 

KR : Topladığımız malzemeyi, teknolojik bir anın bir nevi kaydı olarak insanlar için kullanılabilir yapmak isteriz. Değişim ve onun bütün çıkarımlarını. Bence bu olurken ve bunu kaydederken gerçekten de çok özel bir konumdayız.

CK : Mümkün olduğu kadar çok insanın filmi görmesini, filmden keyif almasını ve inşallah düşünceli bir şekilde sürecin nasıl işlediği ve perdenin arkasındakiler hakkında bir şeyler öğrenmiş olarak salondan çıkmalarını isteriz. Ayrıca bunun, dışarı çıkıp daha fazla film görmek istemenizi ve belki de onları farklı bir şekilde takdir etmenizi sağlayan tarzda bir film olduğunu düşünüyorum.

 - INDIEWIRE - 

VN:D [1.9.17_1161]
Bu yazıyı beğendiniz mi? Hemen puan verin?
Rating: 8.9/10 (21 votes cast)

Röportaj: Şakası Olmayan Dijital Sinema Tarihçisi ve Film Yapımcısı Keanu Reeves, Sessizliğini Bozdu , 8.9 out of 10 based on 21 ratings



Yazar Hakkında

Egemen Üregen
Egemen Üregen
1984 İstanbul doğumlu, 27 yaşında. Anadolu Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği mezunu. Aynı zamanda yeminli tercüman. Sinemayı çok seven, elinden geldiği kadar fazla örneğini izleyip hakkında okumaya çalışan ve artık sadece bir seyirci olarak kalmayıp hakkında yazmaya da başlayan kendi halinde hayalperest bir çocuk. İroniktir ki belki çoğu zaman da şeytanın avukatı.




Henüz Yorum Yok


ilk yorum yapan siz olun!


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>